Herkese merhaba!
Kisa bir aradan sonra, yerime, yurduma, evime dondum. Azicik bir surede iki ulkenin uc sehrini gezip, doyamadan geri geldim ama o kadar yoruldum ki, hic sikayet edecek halim yok :))
Gectigimiz hafta, sessiz sedasiz bir sekilde Dubrovnik'e gittim. Barcelona'dan kalma yorgunlugumu atip, bu kucuk, huzurlu kentte kafa dinlemekti amacim ama tabii ki yine oyle olmadi; kepce gibi gezdim :)
Seyahat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Seyahat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
5 Eylül 2012 Çarşamba
19 Kasım 2011 Cumartesi
Paris, Je T'Aime!
Kulturunu en guzel pazarlayan ulkenin, Dunya'da en cok ziyaret edilen sehir unvanini tasiyan baskenti Paris'e dair bir yazi yazayim dedim, bir turlu toparlayamadim cumlelerimi. Begenme ile hayalkirikligi ayni yazida birbirini bogmadan nasil bir araya gelir ki?
Ilk gece, ev sahiplerimiz bize ordek cigeri ve cesitli marmelatlarla bir sofra kurdular. Maksat sadece atistirmakti ama ceviz sarabi ile birlikte oyle bir yedik ki, kalktigimizda herkes tikabasa doymustu. Biz de kendimizi biraz yurumek icin sokaga attik...
Soyleyebilecegim ilk sey su ki, Paris gece icin yaratilmis! Yururken, ilk dakikadan itibaren bir telas sardi beni. Henuz etrafima arastiran, merakli gozlerle bakinamadan daha, fotograf makineme sarilip her kareyi yakalama savasina giristim resmen. Renkler, golgeler, figurler oyle guzeldi ki, soguga ve ciseleyen yagmura aldirmadan yerlerde yuvarlanarak cektim fotograflarimi :)
Sokak sanatcilarinin yasattigi keyifle gulumsemek ve hatta onlara eslik etmek icin bol bol durakladik Paris'te. Bir anda amfisini cikarip metroda sarki soylemeye baslayan, dans eden ve enstrumanlari ile kisacik bir konser veren pek cok sanatci yasiyor bu sehirde. Karinlari doyuyor mu bilmiyorum ama hepsi mutlu gorunuyordu ve insanlar, o kadar alismislar ki buna, bizim gibi durup dinleyen, izleyen pek olmadi...
Bu sehirde neredeyse her gun bir klip, film ya da dizi cekiliyormus. Biz bir Hint cekimine denk geldik ama Bollywood muydu, klip miydi anlayamadik. Danscilarin ve esas oglan ile kizin donmalarini izledik bir sure :)
Paris'te insanlar ikiye ayriliyor. Bu yogun sehre ayak uydurmaya calisip, sehirle yogurulanlar ve halen Parisienligi icinde tasiyanlar... Yeni nesil, globallesen akima kendini kaptirmis gorunse de, sokaklarda modaya damgasini vuran tasarimcilarin Parisien stilini tasiyan $ik insanlari gormek hakikaten muhtesemdi! Ustelik onlarin, bizdeki gibi kalburustu bir kisim insan degil, gunluk hayatlarinda da o kulturu yasatan alelade insanlar oldugunu gormek de ayri biz zevk oldu benim icin. Marka takintili olmaksizin $ık giyinen oyle hos insanlar vardi ki! Atkilari, trenckotlari ve coraplarina dek renk uyumunu keyifle gorebileceginiz erkekler ve zarif kadinlarin ozenli kombinasyonlari... Sirf bu yuzden Champs Elysees'de bir cafede oturup kahve icerken insanlari izlemek gerek :)
Gelelim kafanizi cevirdiginiz her yerde gorebileceginiz mimari ve dogal guzelliklere... Bunlari hayran hayran izlemek, acele etmeden ayrintilarini seyretmek guzel olurdu eminim ama 5 gune sigdirmaya calistiginiz bir gezide bu pek mumkun olmuyor. Ayrintilarin tadini cikarmak yerine tadimlik bakabiliyorsunuz sadece. Onun da tadi damaginizda kaliyor iste!
Peyniri, saraplari, cok iyi pisirilen etleri ve tabii ki mukemmel tatlilari ile insani bastan cikarir Paris. Kucucuk restaurantlarda seflerle karsilasmak ve onlarin speciallerinden tatmak isten degil! Oyle akliniza cok buyuk rakamlar gelmesin hemen. Eger isim yapmis, markasini satan yerlere giderseniz, her sey ates pahasi ama bizim gibi neredeyse butik restaurantlari arastirirsaniz, boyle bir ziyafet cekmek icin kisi basi 50 Euro odemeniz, aperatif, antre, sarap, ana yemek ve tatliyi karsilamaya yetiyor. (aperatiflerin fotografini cekemeden yedik ne yazik ki :d)
Bir tek Fransiz mutfagi degil, denedigim Meksika, Japonya ve Italyan mutfaklarindan yemeklerden de oldukca memnun kaldim ben. Daha sonra nerede ne yenir, icilir diye anlatacagim bunlari da size :)
Sunu eklemeden gecmeyeyim ki Fransizlar, unlu mamuller konusunda da cok basarililar! Marie Antoinette'in tarihi degistiren "Ekmek bulamazlarsa pasta yesinler!" sozunu duymayaniniz yoktur. Bunu Paris'e gittiginizde hatirlayin ve mutlaka ekmeklerinden tadin ve sakin croissant yemeden donmeyin! :)
Kasim ayinin basinda, sonbaharin tum guzelligiyle ustune coktugu anlarda bir baska guzel oluyormus Paris, biz bunu yasadik ama halkin dedigine gore bahari cok daha guzelmis!
Ve gece hayati... Yoruma gerek yok, neyiyle unlu siz tahmin edin! :)
Simdi de gelelim Paris'in benim icin neden hayalkirikligi olduguna...
Minih'ten Paris'e giderken cok sey bekliyordum sanirim. Romantizme dair her seye ev sahipligi yapan bir sehir bekliyordum mesela. Her kosesinde aska dair bir sey bulacagima inaniyordum sanirim. Buldum mu? Bilemiyorum, cunku ask her koseye benimle birlikte yuruyordu zaten :) Ama su bir gercek ki kafamda kurdugum kadar buyulenmedim ben...
Hayatimda gordugum en pis sehirlerden, en les insanlarin yasadigi yerlerden birine donusmus Paris ne yazik ki. Baktiginiz her yer izmarit dolu bir kere, Fransizlar deli gibi sigara iciyorlar! Sehrin copu, kesi, lesi ve igrenc kokusu insani delirtiyor neredeyse. Fareler ortada cirit atiyor. Bizi misafir eden Fransiz arkadasimiz Benoit, eskiden krallarin Versailles gibi muhtesem bir sarayda, usendikleri icin tabandan tavana dek sanat eserleriyle dolu olan odalarin kosesine isediklerini anlattiginda, sıkı$an herkesin bir koseye isemesine sasmamam lazimdi aslinda, degil mi? Parfumun kesfi bosuna degil ki bu sayede bu sehirde neredeyse kimse kotu kokmuyor :)
Her kose basinda ve metro girisinde evsizler var. Devlet, calisanlardan bu insanlar icin vergi toplayip onlara bakiyormus. Bu nedenle Fransa'da ciddi bir sorun yasaniyormus megerse. Korkulacak tipler mi, degil mi bilemiyorum, pek muhattap olmadik ama asil korkmaniz gerekenin gozunuzdeki rimeli size caktirmadan calabilecek kadar yetenekli olan hirsizlar oldugunu soyluyorlar surekli. Aman dikkat!
Cok pahali bir sehir Paris. Vergilerin %19'a dek ciktigi dusunulurse cok gormemek lazim tabii ama bizdeki Euro kuruyla beraber insanin iligini kemigini kurutabilir bu sehir. Iyi tarafi su ki cogu zaman turistik yerler ile sehir icindeki restaurant ve cafeler arasinda cok ciddi farklar yok. Ancak durduk yere yolunmamak icin arastirmadan gitmemekte fayda var. Menulerin cogunda Ingilizce secenegi bile olmadigi icin, karambole bir sey yememek icin sorun, sorusturun. Ingilizce konusmaktan nefret etseler de, Fransizlar kibarlar. Bir sekilde anlasiyorsunuz iste :)
Son olarak diyecegim su ki Paris mutlaka gorulesi bir sehir. Sevdim desem yalan soylemis olmam ancak ruya sehir degil benim icin. Nedeni ise anilarimda sakli. Benim masallarimi hala Prag susluyor...
Ilk gece, ev sahiplerimiz bize ordek cigeri ve cesitli marmelatlarla bir sofra kurdular. Maksat sadece atistirmakti ama ceviz sarabi ile birlikte oyle bir yedik ki, kalktigimizda herkes tikabasa doymustu. Biz de kendimizi biraz yurumek icin sokaga attik...
Soyleyebilecegim ilk sey su ki, Paris gece icin yaratilmis! Yururken, ilk dakikadan itibaren bir telas sardi beni. Henuz etrafima arastiran, merakli gozlerle bakinamadan daha, fotograf makineme sarilip her kareyi yakalama savasina giristim resmen. Renkler, golgeler, figurler oyle guzeldi ki, soguga ve ciseleyen yagmura aldirmadan yerlerde yuvarlanarak cektim fotograflarimi :)
Sokak sanatcilarinin yasattigi keyifle gulumsemek ve hatta onlara eslik etmek icin bol bol durakladik Paris'te. Bir anda amfisini cikarip metroda sarki soylemeye baslayan, dans eden ve enstrumanlari ile kisacik bir konser veren pek cok sanatci yasiyor bu sehirde. Karinlari doyuyor mu bilmiyorum ama hepsi mutlu gorunuyordu ve insanlar, o kadar alismislar ki buna, bizim gibi durup dinleyen, izleyen pek olmadi...
Bu sehirde neredeyse her gun bir klip, film ya da dizi cekiliyormus. Biz bir Hint cekimine denk geldik ama Bollywood muydu, klip miydi anlayamadik. Danscilarin ve esas oglan ile kizin donmalarini izledik bir sure :)
Paris'te insanlar ikiye ayriliyor. Bu yogun sehre ayak uydurmaya calisip, sehirle yogurulanlar ve halen Parisienligi icinde tasiyanlar... Yeni nesil, globallesen akima kendini kaptirmis gorunse de, sokaklarda modaya damgasini vuran tasarimcilarin Parisien stilini tasiyan $ik insanlari gormek hakikaten muhtesemdi! Ustelik onlarin, bizdeki gibi kalburustu bir kisim insan degil, gunluk hayatlarinda da o kulturu yasatan alelade insanlar oldugunu gormek de ayri biz zevk oldu benim icin. Marka takintili olmaksizin $ık giyinen oyle hos insanlar vardi ki! Atkilari, trenckotlari ve coraplarina dek renk uyumunu keyifle gorebileceginiz erkekler ve zarif kadinlarin ozenli kombinasyonlari... Sirf bu yuzden Champs Elysees'de bir cafede oturup kahve icerken insanlari izlemek gerek :)
Gelelim kafanizi cevirdiginiz her yerde gorebileceginiz mimari ve dogal guzelliklere... Bunlari hayran hayran izlemek, acele etmeden ayrintilarini seyretmek guzel olurdu eminim ama 5 gune sigdirmaya calistiginiz bir gezide bu pek mumkun olmuyor. Ayrintilarin tadini cikarmak yerine tadimlik bakabiliyorsunuz sadece. Onun da tadi damaginizda kaliyor iste!
Peyniri, saraplari, cok iyi pisirilen etleri ve tabii ki mukemmel tatlilari ile insani bastan cikarir Paris. Kucucuk restaurantlarda seflerle karsilasmak ve onlarin speciallerinden tatmak isten degil! Oyle akliniza cok buyuk rakamlar gelmesin hemen. Eger isim yapmis, markasini satan yerlere giderseniz, her sey ates pahasi ama bizim gibi neredeyse butik restaurantlari arastirirsaniz, boyle bir ziyafet cekmek icin kisi basi 50 Euro odemeniz, aperatif, antre, sarap, ana yemek ve tatliyi karsilamaya yetiyor. (aperatiflerin fotografini cekemeden yedik ne yazik ki :d)
Bir tek Fransiz mutfagi degil, denedigim Meksika, Japonya ve Italyan mutfaklarindan yemeklerden de oldukca memnun kaldim ben. Daha sonra nerede ne yenir, icilir diye anlatacagim bunlari da size :)
Sunu eklemeden gecmeyeyim ki Fransizlar, unlu mamuller konusunda da cok basarililar! Marie Antoinette'in tarihi degistiren "Ekmek bulamazlarsa pasta yesinler!" sozunu duymayaniniz yoktur. Bunu Paris'e gittiginizde hatirlayin ve mutlaka ekmeklerinden tadin ve sakin croissant yemeden donmeyin! :)
Kasim ayinin basinda, sonbaharin tum guzelligiyle ustune coktugu anlarda bir baska guzel oluyormus Paris, biz bunu yasadik ama halkin dedigine gore bahari cok daha guzelmis!
Ve gece hayati... Yoruma gerek yok, neyiyle unlu siz tahmin edin! :)
Simdi de gelelim Paris'in benim icin neden hayalkirikligi olduguna...
Minih'ten Paris'e giderken cok sey bekliyordum sanirim. Romantizme dair her seye ev sahipligi yapan bir sehir bekliyordum mesela. Her kosesinde aska dair bir sey bulacagima inaniyordum sanirim. Buldum mu? Bilemiyorum, cunku ask her koseye benimle birlikte yuruyordu zaten :) Ama su bir gercek ki kafamda kurdugum kadar buyulenmedim ben...
Hayatimda gordugum en pis sehirlerden, en les insanlarin yasadigi yerlerden birine donusmus Paris ne yazik ki. Baktiginiz her yer izmarit dolu bir kere, Fransizlar deli gibi sigara iciyorlar! Sehrin copu, kesi, lesi ve igrenc kokusu insani delirtiyor neredeyse. Fareler ortada cirit atiyor. Bizi misafir eden Fransiz arkadasimiz Benoit, eskiden krallarin Versailles gibi muhtesem bir sarayda, usendikleri icin tabandan tavana dek sanat eserleriyle dolu olan odalarin kosesine isediklerini anlattiginda, sıkı$an herkesin bir koseye isemesine sasmamam lazimdi aslinda, degil mi? Parfumun kesfi bosuna degil ki bu sayede bu sehirde neredeyse kimse kotu kokmuyor :)
Her kose basinda ve metro girisinde evsizler var. Devlet, calisanlardan bu insanlar icin vergi toplayip onlara bakiyormus. Bu nedenle Fransa'da ciddi bir sorun yasaniyormus megerse. Korkulacak tipler mi, degil mi bilemiyorum, pek muhattap olmadik ama asil korkmaniz gerekenin gozunuzdeki rimeli size caktirmadan calabilecek kadar yetenekli olan hirsizlar oldugunu soyluyorlar surekli. Aman dikkat!
Cok pahali bir sehir Paris. Vergilerin %19'a dek ciktigi dusunulurse cok gormemek lazim tabii ama bizdeki Euro kuruyla beraber insanin iligini kemigini kurutabilir bu sehir. Iyi tarafi su ki cogu zaman turistik yerler ile sehir icindeki restaurant ve cafeler arasinda cok ciddi farklar yok. Ancak durduk yere yolunmamak icin arastirmadan gitmemekte fayda var. Menulerin cogunda Ingilizce secenegi bile olmadigi icin, karambole bir sey yememek icin sorun, sorusturun. Ingilizce konusmaktan nefret etseler de, Fransizlar kibarlar. Bir sekilde anlasiyorsunuz iste :)
Son olarak diyecegim su ki Paris mutlaka gorulesi bir sehir. Sevdim desem yalan soylemis olmam ancak ruya sehir degil benim icin. Nedeni ise anilarimda sakli. Benim masallarimi hala Prag susluyor...
13 Kasım 2011 Pazar
Paris Rayli Sistemi
Oncelikle sunu soyleyeyim ki Paris'i gezmek demek metroyu ve trenleri ogrenmek demek cunku korkunc trafikten kacarak istediginiz yere gitmenizin en kolay yolu bu. Istanbul ya da Ankara'nin aksine, Paris rayli sistemi inanilmaz buyuk! Kaybolmamak icin cok dikkatli olmak lazim :)
Metroya binmek icin oncelikle bilet almaniz gerekli tabii ki. Biletler, metro girisindeki makinelerden satiliyor ve kredi karti ile de odenebiliyor. Ustelik bu biletler trende, metroda ya da otobuste kullanilabiliyor.
Eger sehirde uzun kalacaksaniz, gunluk bilet almak, 10'ar ya da 20'ser bilet almaktan pahaliya geliyor. Zaten Munih, Viyana, Budapeste, Prag gibi pek cok Avrupa sehrine gore oldukca pahali olan biletlerin, gunlukte kazik olmasi moral bozucu. 20 bilete 18 Euro gibi bir rakam verdik biz ki gunluk biletler yanlis hatirlamiyorsam 6 Euro civariydi. Biletlerin 5 gunluk Paris maceramizda bana ve sevgilime tami tamina yetmesi super oldu tabii! :)
Eger siz bol bol inip binecekseniz, bizim gibi yurumekten yana degilseniz gunluk bileti amorti edersiniz. Ancak bunu hic tavsiye etmem. Cunku sehrin guzelliklerini goremezsiniz boyle. Pek cok buyuleyici ayrinti, sehirde dolasirken bir kosede cikiyor insanin karsina. Dolayisi ile tek biletle gezilecek merkeze gidip etrafini yuruyerek dolasmak ve tek biletle kalinacak yere donmek, her acidan en karlisi. Aksama sisen, agriyan ayaklari uzatip bir kadeh sarap icersiniz olur biter :))
Yolunuz Paris'e dustu, biletleri aldiniz... Neredeyse 2 dakikada bir gelen trenler, sizi sehrin en uzak noktasina bile en fazla 2 saatte goturuyor. Gideceginiz yere, rayli sistem girislerindeki yon ve yer tabelalarini izleyerek rahatca yonlenebiliyorsunuz. Ancak metroda garip yerlestirilen tabelalara dikkat etmeniz gerekiyor. Biz aktarma yaparken, bir merdivenin hemen dibindeki levhaya aldanip, merdiveni cikip 5 dakika yurudukten sonra alakasiz bir metroya geldik. "Ne alaka?" diye bakina bakina geri donerken o levhanin merdiveni degil, ileriye dogru yurumeyi isaret ettigini farkettik. Cok sevgili Fransizlar, bunu cikisin dibine koyarak, hic bilmeyen birilerinin kaybolmasina neden olabilecegini dusunememis olacaklar ki, benzeri durumlari bir kac istasyonda daha gorduk. Ancak bu kez o yone atlamadan soyle azicik uzaklasip ileride ayni levhadan var mi diye kontrol etmeyi akil edebildik :)
Metro, orumcek agi gibi sehri sarmis durumda. Gitmek istediginiz her yer icin bir baglantisi olmasi ve aktarmalarin ucretsiz olmasi yol planlarken insani mutlu ediyor. Ancak havaalani, Disneyland ya da Versailles gibi daha uzak yerler icin tren biletleri ayri olarak satiliyor ki bunlar da yaklasik 10 Euro civari...
Metroya binerken, pek cok insan turnikelerden atlayarak ya da cikis kapilarindan kacak olarak iceri girdigini gorurseniz sasirmayin. Her yerde kamera olmasina ve bolca da anons yapilmasina ragmen ozellikle gencler boyle girmekten cekinmiyor. Bisikletini ya da bebek arabasini gecirmek icin mevcut genis kapiyi acan insanlari bekleyip onlarla iceri sivismak refleks gibi olmus Paris'te. Elinde bilet olmasina ragmen acik kapiya yonleniveriyor insanlar. Hatta metroya tek biletle kic kica yapisip 2 kisi girip cikabilmek gayet mumkun ki bunu yapan da cok insan var. Hakkaten garip...
Bu tuyolari veriyorum ancak yapmak biraz cesaret isi. Birkac Euro kar etmek icin denediginiz yontem size 40 Euro'ya patlayabilir! Genelde sabah saatlerinde oldugu soylenen ancak hic denk gelmedigim polis kontrolleri yapiliyormus metroda. Sadece metro ya da trenlerin icinde degil, cikislarinda da bekleyebiliyormus polisler. Biletsiz yakalanirsaniz vay halinize!
Paris'te herkesin cok, cok acelesi var! Dakikligiyle dikkat ceken metroya ragmen insanlar resmen maraton kosar gibi hareket ediyor. Onlarla ayni tempoyu tutturmazsaniz sizi kibarca itekleyen insanlar var her daim. Ayni acele metro turnikelerinde kendini iyice hissettiriyor. Agir valizinizi zar zor surukleyip gecmeye calistiginiz daracik turnike kapilari cat diye kapanip ne kadar cekip itseniz de acilmayabiliyor. O zaman benim gibi sıkı$an valizinizle kalakaliyorsunuz ortada. Arkadan birinin gelip bilet atip, sizinle birlikte kosarak gecmesi gerekiyor o zaman. Saka gibi yahu! :))
Metroya dair en akilda kalan sey ise suphesiz kokusu... Eski olsa da yenilenip, dikkatle bakilan metro aslinda cok pis. Her kosesine hic cekinmeden iseyen ve hatta pisleyen insanlar sayesinde tum metro sidik kokuyor mutemadiyen ki bu da aklimda yarattigim Paris hayalini 2 saniyede mahvetti zaten! :) Nasilsa herkes buna alismis gorunuyor. Fareleri ve bazi duraklarda denk geleceginiz kurbaga sesine benzeyen ilginc sesleri garip bulmamiza sasirmisti Fransizlar. Bizde boyle seyler olmadigini, zaten metromuzun 00.00'da kapanan kucucuk bir metro oldugunu soyleyince de sasirma sirasi onlara geldi tabii. Cunku Paris'te hayat hic durmuyor!
Tatil anilarina metroyu anlatarak baslamak ilginc oldu tabii ama idare edin artik. Sozluk'te bahsi gecince ben de ilk bunu yazayim dedim. Paris'te nerede ne yapilir, ne yenir ve insanlar nasil giyinir kismi yakinda :)
Metroya binmek icin oncelikle bilet almaniz gerekli tabii ki. Biletler, metro girisindeki makinelerden satiliyor ve kredi karti ile de odenebiliyor. Ustelik bu biletler trende, metroda ya da otobuste kullanilabiliyor.
Eger sehirde uzun kalacaksaniz, gunluk bilet almak, 10'ar ya da 20'ser bilet almaktan pahaliya geliyor. Zaten Munih, Viyana, Budapeste, Prag gibi pek cok Avrupa sehrine gore oldukca pahali olan biletlerin, gunlukte kazik olmasi moral bozucu. 20 bilete 18 Euro gibi bir rakam verdik biz ki gunluk biletler yanlis hatirlamiyorsam 6 Euro civariydi. Biletlerin 5 gunluk Paris maceramizda bana ve sevgilime tami tamina yetmesi super oldu tabii! :)
Eger siz bol bol inip binecekseniz, bizim gibi yurumekten yana degilseniz gunluk bileti amorti edersiniz. Ancak bunu hic tavsiye etmem. Cunku sehrin guzelliklerini goremezsiniz boyle. Pek cok buyuleyici ayrinti, sehirde dolasirken bir kosede cikiyor insanin karsina. Dolayisi ile tek biletle gezilecek merkeze gidip etrafini yuruyerek dolasmak ve tek biletle kalinacak yere donmek, her acidan en karlisi. Aksama sisen, agriyan ayaklari uzatip bir kadeh sarap icersiniz olur biter :))
Yolunuz Paris'e dustu, biletleri aldiniz... Neredeyse 2 dakikada bir gelen trenler, sizi sehrin en uzak noktasina bile en fazla 2 saatte goturuyor. Gideceginiz yere, rayli sistem girislerindeki yon ve yer tabelalarini izleyerek rahatca yonlenebiliyorsunuz. Ancak metroda garip yerlestirilen tabelalara dikkat etmeniz gerekiyor. Biz aktarma yaparken, bir merdivenin hemen dibindeki levhaya aldanip, merdiveni cikip 5 dakika yurudukten sonra alakasiz bir metroya geldik. "Ne alaka?" diye bakina bakina geri donerken o levhanin merdiveni degil, ileriye dogru yurumeyi isaret ettigini farkettik. Cok sevgili Fransizlar, bunu cikisin dibine koyarak, hic bilmeyen birilerinin kaybolmasina neden olabilecegini dusunememis olacaklar ki, benzeri durumlari bir kac istasyonda daha gorduk. Ancak bu kez o yone atlamadan soyle azicik uzaklasip ileride ayni levhadan var mi diye kontrol etmeyi akil edebildik :)
Metro, orumcek agi gibi sehri sarmis durumda. Gitmek istediginiz her yer icin bir baglantisi olmasi ve aktarmalarin ucretsiz olmasi yol planlarken insani mutlu ediyor. Ancak havaalani, Disneyland ya da Versailles gibi daha uzak yerler icin tren biletleri ayri olarak satiliyor ki bunlar da yaklasik 10 Euro civari...
Metroya binerken, pek cok insan turnikelerden atlayarak ya da cikis kapilarindan kacak olarak iceri girdigini gorurseniz sasirmayin. Her yerde kamera olmasina ve bolca da anons yapilmasina ragmen ozellikle gencler boyle girmekten cekinmiyor. Bisikletini ya da bebek arabasini gecirmek icin mevcut genis kapiyi acan insanlari bekleyip onlarla iceri sivismak refleks gibi olmus Paris'te. Elinde bilet olmasina ragmen acik kapiya yonleniveriyor insanlar. Hatta metroya tek biletle kic kica yapisip 2 kisi girip cikabilmek gayet mumkun ki bunu yapan da cok insan var. Hakkaten garip...
Bu tuyolari veriyorum ancak yapmak biraz cesaret isi. Birkac Euro kar etmek icin denediginiz yontem size 40 Euro'ya patlayabilir! Genelde sabah saatlerinde oldugu soylenen ancak hic denk gelmedigim polis kontrolleri yapiliyormus metroda. Sadece metro ya da trenlerin icinde degil, cikislarinda da bekleyebiliyormus polisler. Biletsiz yakalanirsaniz vay halinize!
Paris'te herkesin cok, cok acelesi var! Dakikligiyle dikkat ceken metroya ragmen insanlar resmen maraton kosar gibi hareket ediyor. Onlarla ayni tempoyu tutturmazsaniz sizi kibarca itekleyen insanlar var her daim. Ayni acele metro turnikelerinde kendini iyice hissettiriyor. Agir valizinizi zar zor surukleyip gecmeye calistiginiz daracik turnike kapilari cat diye kapanip ne kadar cekip itseniz de acilmayabiliyor. O zaman benim gibi sıkı$an valizinizle kalakaliyorsunuz ortada. Arkadan birinin gelip bilet atip, sizinle birlikte kosarak gecmesi gerekiyor o zaman. Saka gibi yahu! :))
Metroya dair en akilda kalan sey ise suphesiz kokusu... Eski olsa da yenilenip, dikkatle bakilan metro aslinda cok pis. Her kosesine hic cekinmeden iseyen ve hatta pisleyen insanlar sayesinde tum metro sidik kokuyor mutemadiyen ki bu da aklimda yarattigim Paris hayalini 2 saniyede mahvetti zaten! :) Nasilsa herkes buna alismis gorunuyor. Fareleri ve bazi duraklarda denk geleceginiz kurbaga sesine benzeyen ilginc sesleri garip bulmamiza sasirmisti Fransizlar. Bizde boyle seyler olmadigini, zaten metromuzun 00.00'da kapanan kucucuk bir metro oldugunu soyleyince de sasirma sirasi onlara geldi tabii. Cunku Paris'te hayat hic durmuyor!
Tatil anilarina metroyu anlatarak baslamak ilginc oldu tabii ama idare edin artik. Sozluk'te bahsi gecince ben de ilk bunu yazayim dedim. Paris'te nerede ne yapilir, ne yenir ve insanlar nasil giyinir kismi yakinda :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




















