Gezi Anilari etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gezi Anilari etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Eylül 2012 Çarşamba

Hvala Dubrovnik!

Herkese merhaba!

Kisa bir aradan sonra, yerime, yurduma, evime dondum. Azicik bir surede iki ulkenin uc sehrini gezip, doyamadan geri geldim ama o kadar yoruldum ki, hic sikayet edecek halim yok :))

Gectigimiz hafta, sessiz sedasiz bir sekilde Dubrovnik'e gittim. Barcelona'dan kalma yorgunlugumu atip, bu kucuk, huzurlu kentte kafa dinlemekti amacim ama tabii ki yine oyle olmadi; kepce gibi gezdim :)

30 Ağustos 2012 Perşembe

Adim Adim Barcelona

Hazir biraz dinlenmisken, Barcelona icin bir 'To-Do List' yapayim dedim ^^

1. Elbette La Rambla'ya gideceksiniz :) Gitmisken mutlaka tezgahlara goz atin. Guzel tasarimlar, resimler, sokak sanatcilari derken, o zengin dunyada kaybolun...


2. Alisveris yapmak icin mutlaka Barri Gotic'e gidin. Barcelona'daki en buyuleyici yer burasi bence. Katedralin gorkemli siluetinden kendinizi alabildiginizde daracik, trafige kapali ara sokaklarda kaybolun. Cafeler, magazalar derken, vakit ucup gidiyor!


3. Mutlaka ama mutlaka La Boqueria'ya yani La Rambla'daki pazara ugrayin. Meyve, sebze, sarkuteri, sekerleme, cikolata... Ne ararsaniz var ve inanin hepsi oldukca lezzetli. (ayilik edip hemen hepsinden denedim, evet :/) Yalniz, pazara sabah erken saatlerde gitmeye ozen gosterin cunku ogleden sonra inanilmaz kalabalik oluyor!


4. Barcelona'ya gidip de Castell de Montjuic'e cikmadan donmek olmaz. Biz gun batimina yakin, taksiyle tepeye cikip, teleferikle indik. Daha sonra da muhtesem isik sovlariyla meshur olan meydana kadar yuruyup Fontana Magica buyusune kapildik. Sansimiza, gittigimiz gun olimpiyatlarin kutlamasi vardi da, sahne sahiden siirsel bir guzellikteydi ^^



5. Ispanya deyince akla gelen ilk yiyecek tapas ve paella oluyor sanirim :) Bir haftalik tatilimizde, La Rambla'da tesadufen buldugumuz Hogan's Australian Pub'da (ne alaka demeyin :p ) ve tavsiye uzerine gittigimiz Sagardi'de olmak uzere 2 kez tapas yedik.Ikisi de gayet guzeldi ancak Sagardi'yi daha cok begendim. Hazir tapaslardan begendiginizi secip aliyorsunuz, cikarken tapaslarin cubuklarini sayarak oduyorsunuz hesabinizi. Hem Sagardi, ozellikle aksam oldukca hareketli olan atmosferiyle cok daha hos.. Paella ise nerede yeseniz gayet guzel, gayet nefis demistim ama hemen duzelteyim, La Rambla'daki mekanlarda paella isitilip getirilen bir dondurulmus gida. Paella icin ana caddeyi tercih etmeyin!


6. Gezinin en, en, en guzel atistirmasini La Champagneria Barcelona'da yaptik. Burasi adindan da anlasilacagi gibi bir sampanya bari. Museu d'Historia de Catalunya'ya cok yakin olan bu bar, oldukca ilginc. Gidip araya kayniyor; siparis verip, ayakta tikiniyorsunuz. Ozellikle siestadan sonra o kadar kalabalik oluyor ki, adim atacak yer kalmiyor! Ancak fiyat-performans acisindan 10 numara bir mekan. (yamulmuyorsam) 3 Euro'ya aldigimiz kocaman bir sise rose sampanyanin tadi hala damagimda. Yedigimiz muthis sucuklu sandvice ve peynir tabagina da yildizli pekiyi veriyorum ^^


7. En sevdigim restaurantlardan biri Mitsui oldu. Bu acik bufe Japon restaurantinda gozum dondu resmen. Sectigim deniz urunlerini izgaraya attirmanin keyfini kisi basi 10 Euro gibi komik bir rakam odemek katladi tabii ^^


*** Hemen bir dipnot olarak belirteyim; caniniz pizza cekerse, hakiki bir Italyan restauranti olan La Bella Napoli'ye gidin. Ortam, garsonlar, yemek nefis!

8. Hep yemek icmek degil elbette. Barcelona'ya gitmisken yuzmek de lazim! Barcelonata'nin La Rambla'ya en uzak tarafina dogru gitmek, yuzmek icin daha uygun oluyor. Mis gibi, piril piril parlayan denize dalmak icin ortalik ne kadar tenha, o kadar guzel! Ancak uzaklasacagim diye gaylerin rahatca takildigi yere kadar gitmemekte fayda var :p Sehrin disinda, trenle gidebileceginiz cok guzel plajlar varmis bir de ama biz gerek duymadik...


9. Placa Reial'daki Los Tarantos, 1 saatlik bir flamenko gosterisi izlemek icin gayet guzel. Yamulmuyorsam 8 Euro idi. (Kalacak yer icin yine bu meydandaki Kabul Hostel'e bakabilirsiniz, gayet guzelmis)


10. Gece hayati inanilmaz Barcelona'nin. Barcelonata, gunduz plaj, gece ise restaurant/disco (Nasil oluyor demeyin, vallahi oluyor!) Hayat 01.00'den once baslamiyor gece ve sabaha dek tam gaz devam ediyor. Biz, gaylerin yogunlukta oldugu Concell de Cent'te kaldik ve evimizin cok yakininda Atame diye harika bir mekan vardi. Her aksam oradaydik. Eger homofobik degilseniz mutlaka gidin. Sabah kapimizin onunden 'born this way!' cigliklari atarak yuruyenlere cemkirmedim degil ama neyse :p Bir de shotlari ile unlu Espit Chupitos var ki kafayi demlemek isteyen genclerle dolup tasiyor. Shotlarin tanesi 2 Euro ve ortam inanilmaz eglenceli. Garsonlar, ne tarz bir sey denemek istersiniz diye sorup ortaya karisik yapiveriyor ;) Buradan cikip Arena Disco'ya gecebilirsiniz!


Barcelona benim gozumden boyleydi iste :) Bir to-do list icin oldukca kalabalik bir icerik oldu (ki ilk bolumu de burada), umarim yorulmadan okuyabilirsiniz. Merak ettiginiz bir sey varsa sormaktan cekinmeyin ;)

7 Ağustos 2012 Salı

Gezelim Gorelim: Barcelona

Hayatimin en yorucu gunlerini gecirdigim Barcelona seyahatime 'tatil' demekten vazgectigimi belirterek sozlerime basliyorum. Cunku su an gercekten kocaman, dingin bir tatile ihtiyacim var!

Barcelona icin ilk durak tabii ki kalacagimiz evdi. Zevkle dekore edilmis evimize girer girmez, fotograflarindan cok daha guzel oldugunu dusundum. Merkezi konumu ve son derece kullanisli yapisi ile gonlumu calan evin tatli sahibi Ivan, biz gelmeden sutumuzden sampuanimiza kadar hazir etmis ki bu da misafirperver gecinen biz Turkler icin bile sasirtici oldu.

Biz 4 kiz gidince otelde degil evde kalalim dedik, ev kiraladik. Gercekten super bir kararmis ev kiralamak! Siz de kalabalik gidiyorsaniz, otellerden daha avantajli olacaktir boyle bir girisim. Bu kadar bahsetmisken evin fotograflarini paylasmasam olmaz! :)





Gelelim Barcelona'da ne yapilir ne edilir kismina... Bir kere Barcelona gez gez bitmez diye gozunuzu korkutanlara aldanmayin, makul bir planlamayla tum tarihi ve turistik mekanlari 3 gunde bitirebiliyor insan. Icinize siniyor mu, yetiyor mu? Hayir! Cunku tarih, insanlarin hayatinin oyle bir parcasi ve bu tembel, neseli insanlar o kadar eglenceli ki seyahatiniz anlamsiz bir sekilde sallanip uzayabiliyor. Yine de her seyi gormek istiyorsaniz, yakin olanlari ayni gun icinde gezerek bir cozum uretebiliyorsunuz...

Bir kere Barcelona deyince akla hemen Antoni Gaudi geliyor. Sehre ve kendi donemine damgasini vuran bir mimar-muhendis Gaudi. Her yanina damgasini vurmus Barcelona'nin; her kosesinde, taklit edilemez bir imzasi var. Peki nereler buralar?

Sagrada Familia: Bitmeyen kilise olarak da anilan bu tarifi imkansiz yapi, UNESCO'nun Dunya Mirasi Listesi'nde de yer aliyor. Devasa kilise, ayrintilariyla kucuk dilimi yutmama sebep olan titiz bir calismanin urunu...






Park Guell: Barcelona'nin simgelerinden renkli mozaik kertenkelenin yer aldigi park burasi. Sehri tepeden goren, 60 evlik, elit tabakanin sehirden kacmasi icin tasarlanmis ama Gaudi'nin ani olumu ile 3 evle kalmis bir proje. Zaten tasarimlari fazla curetkar bulmus donemin zenginleri, yer de cok uzak gelmis. Simdi sehirle ic ice tabii... En cok dikkat ceken sey renkler. Her kose basini tutan muzisyenlerle daha bir anlamli, daha bir neseli geliyor bu mozaik insana...





Casa Mila(La Pedrera) ve Casa Batllo: Gaudi'nin yapiti, sanat eseri evler bunlar. Hani anlatilmaz, gormek lazim!



Gaudi, Barcelona'nin Bagdat Caddesi dedikleri ama su an adini hatirlayamadigim bu cadde uzerinde karsilikli 2 ev yapmis. Evlerin mimarilerini bir yana birakip asagidaki oturak ve lambaya taktim ben kafayi. Yandaki kapilar acilinca, bu oturaklarin altinda bir komur sobasina ulasiyorsunuz. Zamaninda, sokakta yatan insanlar icin bu sobalar yakilir, onlar da o sogukta sicacik olan bu ozel banklarda uyurlarmis. Ne kadar dusunceli bir sey bu yahu!


Gaudi'yi bir kenara birakirsak, Barcelona'da gezilecek onlarca yer var daha ama tabii ki en goze batani, genel olarak Istiklal Caddesi olarak anilan La Rambla elbette. Catalunya meydanindan Colomb anitina ve oradan da denize uzanan bu kocaman, dolu dolu cadde...




Hazir deniz demisken, Ispanyollarin kocaman diye ovundukleri ama benim hic mi hic begenmedigim Maremagnum'un da yer aldigi liman, Port Vell'e uzanmak lazim...


Baska nereler vardi acaba dedikce, aklima yeni yeni yerler geliyor. Sanirim bu yazi bitmeyecek. Cunku bunlar yarisi bile degil! Bir soluklanma arasi verip sonra devam edeyim en iyisi. Barcelona'nin sadece tarih ve mimariyle kalmadigini, alisveris ve gece hayatinin harika, denizinin cok guzel oldugunu soyleyip geceyim simdilik. Biraz dinlenip nerede ne yapilir ile devam edeyim en guzeli ^^

19 Kasım 2011 Cumartesi

Paris, Je T'Aime!

Kulturunu en guzel pazarlayan ulkenin, Dunya'da en cok ziyaret edilen sehir unvanini tasiyan baskenti Paris'e dair bir yazi yazayim dedim, bir turlu toparlayamadim cumlelerimi. Begenme ile hayalkirikligi ayni yazida birbirini bogmadan nasil bir araya gelir ki?

Ilk gece, ev sahiplerimiz bize ordek cigeri ve cesitli marmelatlarla bir sofra kurdular. Maksat sadece atistirmakti ama ceviz sarabi ile birlikte oyle bir yedik ki, kalktigimizda herkes tikabasa doymustu. Biz de kendimizi biraz yurumek icin sokaga attik...

Soyleyebilecegim ilk sey su ki, Paris gece icin yaratilmis! Yururken, ilk dakikadan itibaren bir telas sardi beni. Henuz etrafima arastiran, merakli gozlerle bakinamadan daha, fotograf makineme sarilip her kareyi yakalama savasina giristim resmen. Renkler, golgeler, figurler oyle guzeldi ki, soguga ve ciseleyen yagmura aldirmadan yerlerde yuvarlanarak cektim fotograflarimi :)

 



Sokak sanatcilarinin yasattigi keyifle gulumsemek ve hatta onlara eslik etmek icin bol bol durakladik Paris'te. Bir anda amfisini cikarip metroda sarki soylemeye baslayan, dans eden ve enstrumanlari ile kisacik bir konser veren pek cok sanatci yasiyor bu sehirde. Karinlari doyuyor mu bilmiyorum ama hepsi mutlu gorunuyordu ve insanlar, o kadar alismislar ki buna, bizim gibi durup dinleyen, izleyen pek olmadi...


Bu sehirde neredeyse her gun bir klip, film ya da dizi cekiliyormus. Biz bir Hint cekimine denk geldik ama Bollywood muydu, klip miydi anlayamadik. Danscilarin ve esas oglan ile kizin donmalarini izledik bir sure :)



Paris'te insanlar ikiye ayriliyor. Bu yogun sehre ayak uydurmaya calisip, sehirle yogurulanlar ve halen Parisienligi icinde tasiyanlar... Yeni nesil, globallesen akima kendini kaptirmis gorunse de, sokaklarda modaya damgasini vuran tasarimcilarin Parisien stilini tasiyan $ik insanlari gormek hakikaten muhtesemdi! Ustelik onlarin, bizdeki gibi kalburustu bir kisim insan degil, gunluk hayatlarinda da o kulturu yasatan alelade insanlar oldugunu gormek de ayri biz zevk oldu benim icin. Marka takintili olmaksizin $ık giyinen oyle hos insanlar vardi ki! Atkilari, trenckotlari ve coraplarina dek renk uyumunu keyifle gorebileceginiz erkekler ve zarif kadinlarin ozenli kombinasyonlari... Sirf bu yuzden Champs Elysees'de bir cafede oturup kahve icerken insanlari izlemek gerek :)

Gelelim kafanizi cevirdiginiz her yerde gorebileceginiz mimari ve dogal guzelliklere... Bunlari hayran hayran izlemek, acele etmeden ayrintilarini seyretmek guzel olurdu eminim ama 5 gune sigdirmaya calistiginiz bir gezide bu pek mumkun olmuyor. Ayrintilarin tadini cikarmak yerine tadimlik bakabiliyorsunuz sadece. Onun da tadi damaginizda kaliyor iste!

 


 


Peyniri, saraplari, cok iyi pisirilen etleri ve tabii ki mukemmel tatlilari ile insani bastan cikarir Paris. Kucucuk restaurantlarda seflerle karsilasmak ve onlarin speciallerinden tatmak isten degil! Oyle akliniza cok buyuk rakamlar gelmesin hemen. Eger isim yapmis, markasini satan yerlere giderseniz, her sey ates pahasi ama bizim gibi neredeyse butik restaurantlari arastirirsaniz, boyle bir ziyafet cekmek icin kisi basi 50 Euro odemeniz, aperatif, antre, sarap, ana yemek ve tatliyi karsilamaya yetiyor. (aperatiflerin fotografini cekemeden yedik ne yazik ki :d)

Bir tek Fransiz mutfagi degil, denedigim Meksika, Japonya ve Italyan mutfaklarindan yemeklerden de oldukca memnun kaldim ben. Daha sonra nerede ne yenir, icilir diye anlatacagim bunlari da size :)





Sunu eklemeden gecmeyeyim ki Fransizlar, unlu mamuller konusunda da cok basarililar! Marie Antoinette'in tarihi degistiren "Ekmek bulamazlarsa pasta yesinler!" sozunu duymayaniniz yoktur. Bunu Paris'e gittiginizde hatirlayin ve mutlaka ekmeklerinden tadin ve sakin croissant yemeden donmeyin!  :)

Kasim ayinin basinda, sonbaharin tum guzelligiyle ustune coktugu anlarda bir baska guzel oluyormus Paris, biz bunu yasadik ama halkin dedigine gore bahari cok daha guzelmis!



Ve gece hayati... Yoruma gerek yok, neyiyle unlu siz tahmin edin! :)


Simdi de gelelim Paris'in benim icin neden hayalkirikligi olduguna...

Minih'ten Paris'e giderken cok sey bekliyordum sanirim. Romantizme dair her seye ev sahipligi yapan bir sehir bekliyordum mesela. Her kosesinde aska dair bir sey bulacagima inaniyordum sanirim. Buldum mu? Bilemiyorum, cunku ask her koseye benimle birlikte yuruyordu zaten :) Ama su bir gercek ki kafamda kurdugum kadar buyulenmedim ben...

Hayatimda gordugum en pis sehirlerden, en les insanlarin yasadigi yerlerden birine donusmus Paris ne yazik ki. Baktiginiz her yer izmarit dolu bir kere, Fransizlar deli gibi sigara iciyorlar! Sehrin copu, kesi, lesi ve igrenc kokusu insani delirtiyor neredeyse. Fareler ortada cirit atiyor. Bizi misafir eden Fransiz arkadasimiz Benoit, eskiden krallarin Versailles gibi muhtesem bir sarayda, usendikleri icin tabandan tavana dek sanat eserleriyle dolu olan odalarin kosesine isediklerini anlattiginda, sıkı$an herkesin bir koseye isemesine sasmamam lazimdi aslinda, degil mi? Parfumun kesfi bosuna degil ki bu sayede bu sehirde neredeyse kimse kotu kokmuyor :)

Her kose basinda ve metro girisinde evsizler var. Devlet, calisanlardan bu insanlar icin vergi toplayip onlara bakiyormus. Bu nedenle Fransa'da ciddi bir sorun yasaniyormus megerse. Korkulacak tipler mi, degil mi bilemiyorum, pek muhattap olmadik ama asil korkmaniz gerekenin gozunuzdeki rimeli size caktirmadan calabilecek kadar yetenekli olan hirsizlar oldugunu soyluyorlar surekli. Aman dikkat!

Cok pahali bir sehir Paris. Vergilerin %19'a dek ciktigi dusunulurse cok gormemek lazim tabii ama bizdeki Euro kuruyla beraber insanin iligini kemigini kurutabilir bu sehir. Iyi tarafi su ki cogu zaman turistik yerler ile sehir icindeki restaurant ve cafeler arasinda cok ciddi farklar yok. Ancak durduk yere yolunmamak icin arastirmadan gitmemekte fayda var. Menulerin cogunda Ingilizce secenegi bile olmadigi icin, karambole bir sey yememek icin sorun, sorusturun. Ingilizce konusmaktan nefret etseler de, Fransizlar kibarlar. Bir sekilde anlasiyorsunuz iste :)

Son olarak diyecegim su ki Paris mutlaka gorulesi bir sehir. Sevdim desem yalan soylemis olmam ancak ruya sehir degil benim icin. Nedeni ise anilarimda sakli. Benim masallarimi hala Prag susluyor...